TÜRKİYE'DE İŞGÜCÜNÜN METALAŞMASI ve Kapitalist Gelişmenin Kırsal Kökenleri
"Münferit ve mevziî olgular bir tarafa, Türkiye’nin yapılarında işgücünün metalaşması sürecinin kitlesel ölçüdeki başlangıçları, 16. yüzyıl boyunca Anadolu’da reayayı feodal ilişkilerden koparan tarihsel gelişimde bulunur. Bu süreç daha sonra kırda ve kentte dalga dalga gelişerek, iç içe geçerek devam etmiş ve toplumsal kapsamı biteviye genişlemiştir. Kırsal yapıların dönüşümüyle ortaya çıkan bu temel, kırsal üreticilerin işgücünü satmaya yönelmesi olgusu olmasaydı kapitalizmin daha ileri biçimleri de gelişemezdi; dolayısıyla işçi sınıfının kentlerdeki gelişkin kapitalizm çerçevesinde kitlesel istihdamı süreci de ortaya çıkamazdı. Ücretli emeğin modern işletmelerde, kitlesel ölçeklerde istihdamı; eski, küçük üretimin yapıları bağrında işgücünün metalaşmasının içinden geçtiği geçici ve düzensiz biçimlerin tarihsel temeline dayanır.
Türkiye’de kapitalizm, ülkenin kendi iç dinamikleri temelinde gelişmiştir. Ve bu gelişmede, doğrudan üreticiler kitlesinin (dolayısıyla onun en geniş kategorisini teşkil eden kırsal üreticilerin) içinden geçtiği tarihsel evrimin, işgücünü alınır-satılır bir meta haline getirmesi olgusu belirleyicidir. Ülkenin dış ticaretin veya dış ekonomik etkilerin devrelerine dâhil olması değil.
Türkiye’de 1950’li yıllarda iyice belirgin bir görünüm kazanan kırsal nüfus fazlası oluşumu, en göze batan sonucu kentlere göç olan büyük bir nüfus hareketine yol açmıştır. Ancak kırsal iş gücünün hareketliliği kendinden menkul bir gelişme değildir; tersine kapitalizmin kırsal yapıları belirler hale geldiği bir gelişme aşamasını gerektirir. Bir nüfus fazlası oluşumu ve bunun kırsal alanlardan kentlere doğru hareketi, şehir yapılarının çekici manyetizmasından ziyade, kırsal kapitalizmin olgunlaşmasının ürünüdür. Fazla nüfusu kentlere iten kırsal alandaki evrim, işgücünün metalaşması sürecindeki gelişmeye dayanır. Tarihi oluşum, işçi sınıfının kentlerdeki gelişmesinin kırsal alandaki işçileşme temelinden güç kazandığını göstermektedir."